Gerçeği Kavramak

Gerçeği Kavramak

Gerçek, hayatın doğuşundan ve insanın düşünebilen bir canlı olarak yeryüzünde var oluşundan bu yana aranan, özlenen ve peşinden koşulan yegane şeydir. Yaşamın gerçeği ölümün gerçeği nedir? Felsefenin ve düşünen insanın amacı da yaşamın anlamını ve esas gerçeği bulmaktan başka bir şey değildir. Bu amaçla ilk çağ felsefesinin babaları sayılan Aristotales, Lao Tzu Konfüçyüs Budha, Sokrates gibi insanlık tarihinde iz bırakmış yüzlerce düşünürlerden başlayarak, gelmiş geçmiş tüm çağlarda filozoflar yaşadıkları coğrafyalarda ve zamanlarda mitolojik inançlarla yetinmeden daha bilimsel boyutta gerçeği kavramak için özellikle filozoflar hayatı olayları ve hatta ölümü daha derinlemesine bir inceleme çabasına girmişlerdir. Yaşamın anlamına yeni, çarpıcı ve daha anlamlı cevaplar bulmaya ve insanlığın karanlıkta kalmış bu arayışını aydınlatmaya çalışmak gibi büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu sıra dışı düşünürler temelde insanın acısını hafifletmek, onun zihnini kemiren ve cevabı olmayan soruların cevaplarını bulmak için ömür tükettiler. Mesela uzak doğudan bir örnek vermek gerekirse bu düşünürlerden bilinen en eski düşünür olan Budha, 2500 yıl önce insanın yeryüzündeki acısını bitirmek için yola çıkmıştır.

Zaman zaman yeryüzünde gerçeğin bilgisini arayan insanlar gelip gitmişlerdir. Bu insanlar, sıradan insanların farklı olarak derinlemesine “içsel sorgulara” girişmişlerdir. Dünyanın çeşitli zamanlarında ve çeşitli coğrafyalarında bu insanlara rastlanmış sözleri ve eserleri nesilden nesle aktarılmıştır. Kitabın seyri içinde, dünyanın çeşitli yerlerinde ve çeşitli zamanlarında içsel sorgu ile yola çıkan bu insanlara değineceğiz. Uzak doğudan başlayıp orta doğuya ve oradan da batıya yöneleceğiz.

Gerçeği Arayan düşünürler

Uzakdoğu’da Ölümün ve hayatın asıl amacını bulmak, insanlığın çektiği acının kökenine ulaşmak ve acıyı yok etmek üzere 2550 yıl önce yola çıkan Buda insanın en büyük arayışı olan ölümün ve hayatın gerçek anlamını araştırmak üzere daha 35 yaşında sonu belli olmayan bir yola girmiş. Üstelik kendisi bir prens iken evini ailesini ve sahip olduğu maddi zenginliği terk ederek gerçeği arama yoluna girişmiş bir insandı. Tüm ülkeyi başından sonuna kadar yürümeye karar veren bu insan, insan acısının asıl kökenini araştırmak ve insanın acısını yok etmek amacıyla yola çıktı. Arayışı sırasında Diyogene gibi elinde tası ile dilencilik yaptı. 6 yıl boyunca derin düşüncelere daldı. Aç ve çıplak olarak ormanlarda yaşadı. Fakat açlık sefalet ve bedene işkence etmenin kendisini doğru yola- aydınlanma yoluna- götürmeyeceğini düşündü. Bodhi ağacının altında 6 yıl sonra, kendine göre gerçeği kavrayan Buda’nın etrafında zamanla insanlar toplanmaya başlamış.  Tutarlı sözlerini işiten insanlar bu adamdan gerçeğin bilgisine dair çok değerli bilgiler alabileceklerini sezdiler. Buda zamanla bu insanlara aydınlanmanın yolu ve metodu hakkında bilgiler vermeye başlamıştır. Budanın yaşam felsefesi şiddetin dindirilmesi, sükûnetin kazanılması merhametin iyiliğin ve güzelliğin; yardımlaşmanın ve sevginin yayılması yönündedir. O’nun tüm yaşam öğretilerinin özeti, arzulardan ve dünyaya has ihtiraslardan uzaklaşmanın, gerçek mutluluğu ve huzuru getireceği yönündedir. Buda’ya göre acının tek kaynağı insanın dünyaya olan bağlılığı maddeye olan aşırı ilgisi ve arzularıdır. Bunlar terk edilirse, acı da yok edilebilecektir. Bu felsefeye göre mutlak huzurun elde edilmesinin tek yolu arzulardan ve tutkulardan tamamen arınmaktır. Bunu sağlamak için sistematik yollar ve çeşitli uygulamalar içeren öğretisi, onu takip eden yüz binlerce insan kitlesi oluşturmuştur. “Yukarıdaki öğütleri, yani acının kaynağının arzular ve tutkular olduğunu anlamak ve söylemek kolaydır. Bunu anlamak için zihinde bir ışık patlamasının gerçekleşmesine gerek yoktur. Her insan dünyevi arzuların tutkuların ihtirasların acı verdiğini zaten bilir!” diye düşünen insanlar çıkabilir. Fakat gerçeği ezberlenmiş kalıplar kullanarak söylemek ile gerçeği özümsemek ve bilmek arasında çok derin bir uçurum vardır. Gerçeğin idrakine tam olarak varamamış bir insan, size süslü sözler söyleyebilir, size nasihatler edebilir. Nasihatler dünyanın her yerinde ücretsizdir. Fakat bu yüzeysel sözler, varlığınızda bir değişim ve dönüşüme neden olmuyorsa, bu sözlerin değersiz ve içi boş olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Dünyada iyilik merhamet yardımlaşma ve sevginin gerekli olmadığına kim inanmaz? Fakat dünyada bu erdemler neden hakim değildir?

 

Dünya neden cennet değildir?

 

Çünkü sevgi, merhamet, yardımlaşma, dostluk, aşk, sadakat, şükür gibi kavramlar gerçekten tam anlamıyla idrak edilmemişlerdir. Aydınlanmış ve gerçeğe ulaşmış bilgelerden dinleyeceğiniz bir sözün yarattığı etki ile yüzeysel bir insanın ezbere kulaktan dolma duyduğu ve aktardığı sözün yaratacağı etki arasında çok derin bir fark vardır. Bu yüzden bu kavramların yeniden ele alınması ve aydınlanmış ya da ermiş bilge insanların sözlerine kulak vererek yeniden ele almak yararlıdır. Bu kavramların tam olarak idrak edilebilmesi için, bireyin bizzat kendi iç aleminde uzunca bir seyahate çıkması gerekir. Tüm pusulalar, gerçeğin iç alemde olduğuna işaret ediyor. Buradan hareketle her insan aslında potansiyel bir bilgedir diyebiliriz. Dış dünyadan ezbere alınan ve iç dünyada hakkıyla değerlendirilmeyen her kavram yüzeyseldir, idrak edilmez, sadece taşınmış olur.  Budha milattan önce insan acısını hafifletecek yollar aramış bulmuş ve bunları sıralamış. Onun gibi yüzlerce düşünür filozof dünyanın acısını hafifletme ve cevabı olmayan soruların cevaplarını bulmak için kafa patlattılar. İnsanın huzurunun tam bir formülünün bulunmasına yönelik binlerce yıldır arayış sürüyor. Çareyi aydınlanma olarak gösteren uzak doğu öğretilerine rastlıyoruz. Aydınlanma, çizginin ötesine geçmek olarak tarif ediliyor. İç alemde birden bire büyük bir ışık patlaması, aniden üzerinize çöken bir duraksama ve ardından huzur pınarlarının fışkırması. Tepki olarak ya bir kahkaha ya da tamamen sessizliğe bürünmek gelir. Sonrasında bütün davranışlarınız dönüşüme uğrar. Olanı görmek istediğiniz gibi değil, olduğu gibi görmeye başlarsınız. Sevginin kaynağına inersiniz. Kirletilmeyen karşılıksız sevginin, merhametin yardımlaşma duygusunun huzurun ve mutluluğun; aşkın ve hatta ölümün iç yüzü net olarak belirmeye başlar. En azından tarif edilen şekliyle aydınlanma deneyimi budur. Ezberin ötesine geçmek ve hakkıyla bilmek, tüm bu hayat sirkinde dönen dolapların farkına bir anda varmanızı sağlar. Aydınlanmak, şartsız olarak hayatı ve ölümü kabullenmek, geçici olana sırtını dayamamak, anı hakkıyla yaşamak ve dünyaya sevgi ışığınızın yayılması için zihninizin perdesini aralamak olarak da nitelendirilebilir. Hayat acılarla ve güzelliklerle örülü olarak sunulur. Hayatın sadece bir “hediye” olduğunun idrak edilmesi ve bunun üzerinde derince düşünülmesi ile acı-tatlı olayların gelip geçiciliği net olarak idrak edilebilir. Ancak çoğumuz, hayatı bizzat kendimiz çalışıp kazanmışız gibi bir düşünce ile hareket ediyoruz. Onun bize hediye edildiğini hiç düşünmüyoruz.

 

 

“Bilen ile bilmeyen bir olur mu hiç?”

 

 

O halde aydınlanma dediğimiz olayın iç yüzünü biraz daha açmamız gerekiyor.  Aydınlanma çizginin ötesine geçme deneyimi her insanın sahip olduğu donanım ve kaynak baz alındığında ulaşması gereken bir nihai kapıdır. Yani her insan aydınlanma potansiyelini taşır. Fakat neden her insan aydınlanamıyor?

Çünkü gerçeğin bilgisine varmak, birçok şeyden feragat etmeyi gerektirir. Kişi daha önce yapmadığı yeni bir şey yapacaktır ve iç alemine bakacaktır. Bir çok insan buna yabancıdır. Gerçeğe varmak insan için çok korkunç bir deneyime dönüşebilir. İnsan sahte olanın (dünya) içinde doğar büyür gelişir. Tüm yatırımı sahte olana yönelmiştir. Dünyaya ilişkin mal hırsı ve arzuların tatmini ile güdülenen ve bunlarla yatıp kalkan insan; birden bire tüm bunların değersiz ve oyalamacadan ibaret olduğu gerçeğine bir anda aydınlanarak varırsa, bu durum o insanda büyük depremler yıkımlar meydana getirebilir. Elbette belli bir süreçten sonra yıkımın ardından yeniden farklı ve orijinal bir görüş kazanılacaktır ancak birçok insan buna yanaşmak da istemez. İnsan gerçeğe varmak için tüm yaşamı boyunca elde ettiği bu kazanımları yok etmek hiçe saymak gibi bir cesarete kolay kolay sahip olamaz. En azından çok az kişi bu cesarete sahiptir diyebiliriz. Bu nedenle çok az insan aydınlanır ve gerçeğe varır.  Aydınlanma aynı zamanda bir vazgeçiştir. Aydınlanmak dediğimiz şey aslında en temelde vazgeçiştir. Oyuncakların oyalayıcılığından vazgeçiştir. Olanı, olduğu gibi görmektir. Öncelikle “Benimdir-bana aittir” dediğimiz her şeyden vazgeçişi gerektirir. Bu tutum tam olarak öze dönüş çabasıdır. Bedenin ihtiyaçları, egonun tatmini ve gelecek kaygısı ile yanıp tutuşma uykusundan uyanmayı gerektirir. Böyle bir uyanışa herkes hazır olmayabilir. Yeryüzünde aydınlanmış her bir zat mutlaka nefsani arzularını terk etmeyi başarmış bir insan olmalıdır. Bunları terk edemeyen bir insan aydınlanma mertebesine yükselemez. Ermek dediğimiz şey, hayatın ve ölümün iç yüzünü görmek, dünyanın metaının sahte olduğunu birebir görmek ve idrak etmek; ikinci aşamada bunlardan vazgeçişle kendi özüne dönmekle elde edilen ruhsal sıçrama ve olgunluktur.

 

 

Öze Dönüş

 

 

Dünyanın karanlık ortamında bizlere ışık olarak ve yol gösterici olarak zaman zaman peygamberler kutsal kitaplar nebiler evliyalar Allah (c.c)  tarafından gönderilmiştir. Dünyada her zaman bu dönüşüm süregeldi. Dünya tamamen karanlığa terk edilmemiştir. Peygamberlerin gelmesi, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v) ile son bulmuştur. Ancak evliyalar, ermişler, arifler her zaman yeryüzünü aydınlatmak için gelirler. İnsan iradesine ise,  hiçbir zaman evrenin yönetimi bırakılmamıştır. İyilik ve kötülük, sevgi ve nefret, savaş ve barış dualitenin bir gereği olarak her zaman yeryüzünde dengeyi sağlamak üzere var olacaktır. Evrenin yönetimi kötülük yapma iradesini geliştirmiş varlıkların eline verilse idi, evren çoktan yok olmuştu. Aynı şekilde sadece iyilik yapmak isteyen güçlerin elinde olsaydı tamamen cennete dönüşecekti. Ama o zaman da bu oyunun ve imtihanın bir anlamı kalmayacaktı. Demek ki ilk fark edilecek gerçek; bu evrenin sahipsiz olmadığı ve gizli bir plandan yönetildiği gerçeğidir. Alttan alta işleyen gizli kanunların olduğunu sezmek, aydınlanma yolunda ilk adımı atmak için gerekli bir bilgidir. Bu bilgiden yola çıkarak hiçbir şeyin sebepsiz yere yaratılmadığını iyice idrak etmek gerekir.

 

“Bilge olmak istiyorum” isimli kitabımdan…

The following two tabs change content below.

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberlerinin yayınlandığı platform...

Latest posts by Enerji Mühendisliği (see all)

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberlerinin yayınlandığı platform...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.