Kendimi Bulunca Ne Kazanacağım

Kendimi Bulunca Ne Kazanacağım

Kendini bulan bir insan, bu güne kadar boş işler yaptığını ve ömrünü boş işler için harcadığını idrak eder. Hayat amacını ortaya çıkarır. Bu oyundaki gerçek rolünün ne olduğunu idrak eder. Her insan yeryüzüne belli bir yetenekle gelir. Bu eşsiz yeteneği fark edebilenler, hayatı dolu ve anlamlı yaşarlar. Diğerleri ise acı çekerler. Hayatın amacını bulmak için tek yol kendini bulmaktır. Kendini bulan insan o saniyeden sonra köklü bir dönüşüme uğrar. Neyi neden yapması gerektiğini algılar. Hata yapmaz. Hareketleri ölçülü olur. Davranışları ve eylemleri insanların iyiliği ve güzelliğine adanmış olur. Böylesi insanların yaptığı her eylem güzeldir. Adeta evren, yasalarının bir kısmından feragat ederek böylesi insanların dileklerini gerçekleştirmek için can atar. Evrenin tüm yükü böylesi insanların sırtında daha güvendedir. Son derece huzurlu, mutlu ve olgun bir şekilde yaşarlar ve bu kararlılıkla  dünya denen bu oyun/imtihan sahasını terk ederler. Kendini bulan insan dünya metaı olarak bir şey kazanmaktan çok, belki de daha önce dolambaçlı yollarla elde ettiği maddi kazanımlarını dağıtmaya başlayabilir. O, zihninin efendisi olmayı başarmış ve egolarının kölesi olmaktan tamamen kurtulmuştur. Kendini bulan bir insan bu evrende en özgür insandır. Onu hayata çivileyecek hiçbir maddi kaygı taşımaz. Bu nedenle cesurdur. Hayatın sürprizlerine açıktır. Zihnin çıkar hesaplarını bir kenara itebilir ve kalbinin yolunu izleyebilir. Böylesi bir insan, idraki yüksek bir insandır. Önceden takındığı tüm maskelerini söker atar ve içi dışı bir olacak şekilde hayatın kalan sahnelerini oynamaya başlar. Ancak bu kez bir fark vardır. Oyuna kendini kaptırmadan oynama lüksüne sahiptir.  Çünkü bunun sadece bir oyun olduğunun her an bilincindedir.

 

Uzakdoğuda Aydınlanma Konusu

 

 

Doğu mistisizmine ve doğu dinlerinin esasına indiğinizde, birçok görüş felsefe ve ekole rastlarsınız. Fakat eski Hint felsefelerinin bir merkezin yörüngesinde döndüğünü söylemek yanlış olmaz. Bu merkezin içinde Tanrı, ölümsüzlüğü arayış ve özgürlük kavramları vardır. Coğrafyasına ve tarihine bakıldığında dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Hindistan çok farklı dinlerin ve kültürlerin bir arada yaşadığı kültürel ve dinsel farklılıkların bir arada bulunduğu bir yaşayışa ev sahipliği yapmıştır. Uzun zaman içerisinde tarihe damgasını vurmuş yüzlerce farklı düşünüre rastlamak mümkündür. M.Ö 1500 yılına kadar uzanan çağa Vedalar Çağı denir. Dinin bilgisi anlamına gelen Vedalar tek bir kitaptan oluşmaz. Aksine birçok yazılı kaynağa sahiptir. Vedalar yaratılış ilahileri Upaşinadlar ve gizli öğretiler içerirler.

Upaşinadları incelediğimizde, Upaşinadlarda insanın beden ile mutlu olmasının mümkün olmadığı vurgulanır. Var oluşun tamamı tam bir acı çekme olarak iki kelimede özetleniyor. Hint felsefesinde yeniden doğum reenkarnasyon kavramı tüm Hint felsefelerinin temel taşını oluşturuyor. Yeryüzünde kötülük yapanlar ve cezalandırılamadan göçüp gidenlerin hesabı, sakat doğan çocukların adalet terazisindeki durumu, doğar doğmaz milyoner doğan çocukların yaşam boyu lüks ve şatafat içinde kayırılmış yaşamları, buna karşılık daha anne karnında iken açlık ve sefaletle savaşmak zorunda kalanların durumu ve buna benzer birçok kafa karıştırıcı durumun açıklanabilmesi için bazı düşünürlere göre reankarnasyon “genedoğum” yeterli ve doyurucu bir açıklama olabilir. Reankarnasyon inancında insan yeryüzünde yaptıklarının cezasını çeke çeke olgunlaşırken, bu inanca karşı olanlar, hesabın ölümden sonra mahşerde görüleceği inancını taşırlar. Reankarnasyon inancında olanlar da mahşer inancına karşı değillerdir. Kiyamete kadar tek bir yaşam değil de yüzlerce yaşamın tekrar ettiğini ve en son kiyamet koptuğunda geri dönüşün imkansız olduğunu savunurlar.

 

 Reankarnasyonda Kabir azabı

 

 

Reankarnasyon inancına göre, insanlar ölürler ve ruhları başka bir aleme çekilir. Spatyom alemi astral alem olarak adlandırılan bu alanda insanların özü olan ruhları ile dünyada biriktirdikleri bilinçleri arasında çetin muhasebeler başlar. Ruhun vicdanı ile savaşı başlar. Bu bir nevi ara boyuttur. Burada ne kadar kalınacağı kişiden kişiye değişir. Bazı kaynaklara göre bu alanda 1 yıl kalınır bazı kaynaklara göre onlarca yıl kalınır. Bazılarına geri dönüş izni verilmez bazılarına verilir. Eğer dönüşü uygun görülen bir ruh varsa bu ruh, yeniden yeryüzüne iner. Bu inanca göre, ruh kendini kemale erdirene kadar gider ve gelir. Hint öğretilerinde bu gidiş gelişlerden oluşan kısır döngüye tekerlek adı verilmektedir. Ruh, defalarca kemale erinceye kadar, bir süre berzah boyutunda kendi vicdanı ile çetince bir muhasebeye sokulur.  Ortamlar ve şartlar ayarlandığında bu ruh yeryüzüne başka bir aileye başka bir anne –babaya ve kendini kemale ulaştırabileceği daha rahat ortamlara iner. Her defasında daha iyi şartlara sahip olarak gelir ve gider. Yeryüzüne bu geliş gidişler, ona verilen fırsatlardır.

 

Bu inanca göre, bu fırsatları değerlendiremeyen ve uslanmayan ruhlar, mahşerde cehenneme giderek temizlenirler. Yeryüzünde günahlarının bedelini ödeyenler ise cehenneme uğramazlar. Mahşerde en son hesap gününde kendilerinden beklenen kemali tamamladıkları için cennetleri hak ederler. Yani bir düşünce ve inanç kolu, yeryüzüne geliş gidişlerin olduğunu savunuyor, bu arada ara boyut dedikleri yerde vicdanları ile çetin bir muhasebeye giriyorlar.  Yani bu düşünce akımında kabir azabı bizzat  ruhun kabrin içindeki cesede dönüp işkence çekmesi değil de, ruhun berzah alemine çekilerek  tüm varlıklardan soyutlanmış bir alanda dünyada yaptıkları ile çetin bir hesaba çekilmesi söz konusudur.

 

 

Tenasüh inancı 

 

 

Bununla birlikte Hintlilerde tenasüh inancı da vardır ki, bu inanç ilerlemeyi değil gerilemeyi de kabul ettiği için büyük çıkmazlara neden oluyor. Tenasüh inancına göre dünyada yaşayan bir insan, beklendiği gibi inançlı bir insan olmayıp, kötülüğe bile bile meylediyorsa bir sonraki yaşamında börtü böcek olarak yeryüzüne tekrar geliyor. Elbette kötülükte diretenler için bu inanca göre tekerler sonsuza dek döner. Ruh uslanmadığı için daha alt tabakalarda canlılara kadar indirgenebilir. Bu inanca göre bir insanın gelecek yaşamında bir maymun olarak gelmesi mümkün görülür.

Böylece bu öğretilerle büyüyen ve bunlara inanan bir insanın dünya işlerini toptan bırakıp inzivaya çekilmek dışında bir amacı yoktur. Çünkü kimse insan olarak yeryüzüne geldikten sonra bir sonraki hayatında bir maymun, antilop kurbağa arı börtü böcek olarak doğmak istemez. Bununla birlikte hayata katılımı öğütleyen Vedanta felsefesi de birçok insan için makul bir felsefe olarak görülüyor. Zen ekolu bir din olmamakla birlikte bir yaşam biçimi olarak hayata birebir katılımı benimsiyor. Bir de çok eski tarihlerde bir düşünce akımı daha var ki bir zamanlar Hindistan’da bir çok gönüllü toplayan ekollerden biri olan Çarvaka’lara değinmeden geçemeyeceğim. Çarvakalar maddecidir ve tüm dini inanışları reddederler. Çarvakalar bütün manevi inançların karşısındadır. Onlar bu hayata bir kez gelindiğine inanır. Bu hayatın dışında başka bir hayatın olmadığına inanırlar. Madem bir kez gelinmektedir, o halde bu dünyada en iyi şekilde yaşamak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır gibi uç- sivri tehlikeli bir fikre saplanıp kalmışlardır. Elbette dünyanın hiçbir yerinde ayakta kalamayacak kadar çürük olan Çarvaka görüşleri, Hindistan’da da uzun süre dayanamamıştır. Daha sonraları doğan ve bu topraklarda uzun yıllar varlığını sürdüren bir inanç da Jainizm olmuştur. Yüce kişi anlamına gelen Mahariva bu ekolun kurucusu olarak biliniyor. Bu inanışa göre dünyadan el ayak çekmeden aydınlanmanın imkanı yoktur. Dünya ile tüm bağları koparmak, hediye kabul etmemek, hiçbir canlının canına kast etmemek temel kurallardır. Son derece katı bir yaşam biçimini şart koşan bu öğretileri sıkı sıkıya uygulayan binlerce insan vardır. Bir de Budizm ekolü var. Budizm’in babası sayılan GautamaBudha öğretileri günümüze kadar gelebilmiştir. 8 basamaklı yüce yol öğretisinin içeriğine baktığımızda;

  • Doğru inanmak,
  • Doğru düşünmek
  • Doğru davranmak
  • Doğru konuşmak
  • Doğru yaşamak
  • Doğru kavramak
  • Doğru yönelmek
  • Doğru erişmek

Bir Buda izcisinin aydınlanmak için yapması gerekenlerdir. Bir de Budizm’den türeyen bir akım var ki din çerçevesi içine alınamayan ve sadece bir yaşam biçimi olarak tanımlanan çok ilginç bir ekol olan Zen ekolü hiçbir tarife sığmamaktadır. “Anı bire bir yaşa” olarak tarif edilse bir çok eksik yön kalacak olan Zen ekolü felsefe ve din alanına sığmayan tarifi imkansız bir düşünce değil düşünmeme yoludur. Zen yolunu izleyerek aydınlanmış olan insanların yolunda ilerleyen öğrenciler, sonu ucu bucağı olmayan bir yola girerler. Bu yolla aydınlanmak bir yıl alabileceği gibi, 50 yıl da alabilir. Hatta bu hayatta tüm hizmetlere rağmen aydınlanma gerçekleşmeyebilir. Fakat zen yoluna girenlerin neşeli vurdumduymaz hep mutlu bir tavırları vardır. Onlarda hayatı kabulleniş ve hayata an be an katılım vardır. Her olaydan bir coşku çıkarırlar. Hayat onlar için bir yarış ya da maraton değildir. Hayatı gözlemlemek ona katılmak ve sonuç ne olursa olsun şükranla kabullenmek Zen anlayışıdır. Birçok Hint akımının aksine Zen yaşam biçimini benimseyenler hayattan kaçmazlar, direkt olarak hayata katılırlar. Zen ustalarının öğrencilerine verdiği görevler, akıl mantık dışı görevlerdir. Sordukları soruların çözümü yoktur. Mantık ile hareket ederek “koan” denilen bu soruları çözmenin imkanı yoktur. Bu noktada çözümün başka bir yolu olması gerekir. Zen ustaları öğrencilerine mantığın her şeyin çözümü olmayacağını gösterecek “koan”lar verirler. Bu koanların çözümü mantık ile hareket edilerek çözülemez. Bir cam kavanoza bir deveyi sığdırmanızı isteyebilir bir Zen ustası. Sonra da siz aylarca -yıllarca bu paradoks ile kafanızı yersiniz. Esasen ustanın amacı deveyi şişeye koymanız değil, mantığın tek başına her sorunun çözümü olmayacağını göstermektir. Bunu kuru kuruya söyleyeceğine, böylesi aylar süren uğraşlara itmeyi tercih edebilir. Zen yaşam biçimi hayatın tüm sürprizlerine ve getirilerine açık yaklaşır. Kendini dünyaya kapalı tutmaz. An içindedir. Geçmişe gitmez, gelecekten kaygılanmaz. Tek gerçek zamanın “an” olduğu görüşüne sahiptir. Bir yaşam biçimi ya da hayata bakış uygulaması  olarak Zen, hayatla kolayca mücadele etmek için yararlı olabilir.

 

İşte ben de zen yaşam biçiminin bu “uyanıklık”, “hayata birebir katılım” ve “anda kalma” özelliklerini cımbızlıyorum ve diğerlerini bir kenara itiyorum. Bizi ilgilendiren en önemli kısmı bu yaşam biçiminin dakikliği uyanıklığı ve her an her şeye hazırlıklı olan yapısıdır.

The following two tabs change content below.

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberlerinin yayınlandığı platform...

Latest posts by Enerji Mühendisliği (see all)

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberlerinin yayınlandığı platform...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.