Letaifleri Açmak

Letaifleri Açmak

İşte kalbimizi tatmin eden yol olan tasavvuf yoluna giriyoruz. Bizim Tasavvufta da bir mürid, belli bir disiplinle belki yıllarca nefsini terbiye ettikten sonra mürşidinden aldığı Allah (c.c.) isimlerini belli sayılarda zikreder. Loş sessiz bir ortama kapanır. Tamamen temiz ve abdestli bir bedenle namazını kıldıktan sonra zikre başlar. “Allah” ismi ile zikre başlayan bir mürit zaman içinde bir takım “letaif” adı verilen noktaları açar. Bu noktalar açıldıkça kalp temizlenir ve kişinin ruhu yüksek mertebelerin keşfine başlar. Allah’ın(c.c) izin verdiği kademelere kadar yükselir. Bu mertebelerin bir sonu yoktur. Manevi lezzetler içinde yüzen ruh, bu lezzetlerden vazgeçmek istemez. Çoğu zaman ilerlemek de istemez. Hep o engin boyutlarda seyahatine devam etmek ister.

Tasavvuf erlerimiz de vücudun çeşitli noktalarında bulunan “letaif” adı verilen noktaları açmak için “zikir” yolunu kullanmaktadırlar. Bizim toplumumuza daha çok uyan uygulama “zikir” yani tasavvuf yoludur. Bilgelik yolunda ilerlemeye karar veren bir insan, öte alemlerin sırlarına erişmek istiyorsa, bunu kitaplardan filmlerden ya da hikayeler dinleyerek öğrenemez. Bizzat böylesi bir yola girerek uzun yıllar nefsini terbiye etmek, dünyadan tabiri caiz ise el etek çekmek zorundadır. Fakat zaman içinde, sabır temiz bir kalp, iyi bir niyet tam bir iman ile başarılmayacak iş değildir.

 

Tasavvufta Letaifler

 

Aslında Tasavvuftaki letaifleri incelediğimizde insan bedeninde var olduğu düşünülen ve açılması için <> çalışmaları yapılan Letaifler tam olarak açıldığında kişi, manevi alemlerde seyre koyulur bilgisi çok önemli bir bilgidir. Kişi Ruh, Sır, Hafi, Ahfa, Kalp, Zikri Sultan, Nefsi Natıka (3.göz) adı verilen gizli noktaları zikirle açmayı başarırsa çeşitli makamlar görür. İmam Rabbani’nin “Mektubatlar” isimli eserini incelediğimizde, “zikir” ile erişilen makamlar, seyirler birer birer anlatılmaktadır. Yine Mürşidin verdiği özel sayıda farklı zikirler derece derece söylenerek ve tekrar edilerek manevi alemlerde seyre çıkılabilir. Fakat seyir esnasında zikir yapanın almış olduğu manevi lezzetlerden bahsedilir. Bu manevi sonsuz lezzetlere takılı kalanların ilerleyişinin duracağından söz edilir. İnsan için durmak yoktur, onun kaderi her zaman ileriye doğru ilerlemektir.
Allah (C.C) insanlara ta Hz. Adem (a.s) zamanından beri, insanlığa sürekli olarak peygamberler nebiler resuller göndermiştir ve en son peygamber, Hz Muhammed (s.a.v) dan sonra peygamber göndermemiştir. Kıyamete kadar da başka bir peygamber gelmeyecektir. Ancak evliyalar, Allah dostları yeryüzünü hiçbir zaman boş bırakmıyorlar. Onlar da her zamanda, çeşitli topraklara kavimlere ve topluluklara gelerek insanları hayır ve hasenat için yönlendirirler. Bilgelik yolu bilge olmanın yoludur. Bu dünyadaki en bilge kişi, imanı en fazla olan kişidir. Fakat imanın tam olması için insanın bazı sorumlulukları yerine getirmesi gerekir. Bu sorumlulukların başında, kendini bilmek geliyor. Sonrasında ise Allah’a ibadet, ailesine çevresine toplumuna ve en nihayet tüm insanlığa yararlı bir insan olması gerekiyor. Ancak kendini tanımayan, kendini bilmeyen bir insan, yarım bir insan olur ve onun tüm eylemleri de tam verimli olmayabilir. Kendini bilmek demek, insanın bu evrendeki yaratılış amacının ortaya çıkarılması, evrenin yaratılış nedenini hakkıyla bilmek, fiziksel evrende olup bitenin iç yüzünü ve saklı yönlerini keşfedebilmek, yasayı idrak edebilmek demektir. Böylesi bir görüşü kazanabilen bir insan, kendini bilen bir insan olur. Yani bizim tabirimizle bilge kişi olur. Evliyalar Allah dostları olarak, bu görünen alemin ve görünmeyen alemlerin bir çok sırrına vakıf olan arif insanlardır. Anadolu’muzda yakın zamanda bu toprakları şereflendiren büyük evliyalara değinmemiz gerekiyor. Bu evliyaların ortak noktalarına dikkatinizi çekmek isterim. Allah sevgisini, bundan gayrı tüm sevgilerin en üstünde tutan kalpleri ile evreni ışıldatıyorlar. Bu evliyalar ve Allah dostları için Yunus suresi 62. Ayeti kerimede, ”biliniz ki, Allah dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de…” buyrulmaktadır. Bu garanti alındıktan sonra Allah yolunda aşkla ilerlemekten başka bir işimiz kalmıyor.

Tasavvufun Yolu

 

 

 

Tasavvuf dinin özütü direği olarak görülebilir. Dinimizin emrettiği ibadetleri uygulamak insan bedenini daha doğrusu varlığının dış cephesini ilgilendirir. Bu kurallar ve yaptırımlar sosyal yaşamda daha iyi ve topluma yararlı bir insan olmak için onu terbiye eder. Varlığın iç yüzüyle ilgilenen esas öğreti ise tasavvuftur. Bu güne kadar islam dinini en iyi anlayan kişiler tasavvufta derinleşmiş olan kişilerdir. Tasavvufun kökenine indiğimizde ucu bucağı olmayan bir sonsuzluğa gireriz. Tasavvufta ilerleyen büyük zatların beyanlarını okuduğumuzda tüylerimiz diken diken olur. Öyle ki bu insanlar yaşadıkları süre boyunca her anlarında günah işlememek üzere ve sevap kazanmaya odaklı olarak çalışırlar. Bu insanların sıradan insanlardan tek farkı; kendilerini tüm saf kalpleri ile Allah’a (c.c) adamalarıdır. Bu yolda ilerlemeyi tüm kalpleri ile istemeleridir. Evliya olarak adlandırdığımız bu insanlar kendilerini Allah (c.c) yoluna adamış yüce zatlardır. Kur’an-ı okuyan onu anlayan ve onu yaşayan; hem dünyada hem de ahirette nasiplenmiş olan bahtiyar insanlardır. Onların dünya hayatı içerisinde iken yaptıkları her fiil “Allah rızasını kazanmak “ niyeti ile yapıldığı için saf temiz ve faydalıdır. Bu yüksek mevkilere layık olan insanların dünyada Allah (c.c.) rızasını kazanmaktan başka hiçbir amaçları yoktur. Sadece bu amaçla hareket etmelerini sağlayan şey nedir? Anne baba öğretmen arkadaş eş dost tavsiyeleri midir? Bu nasihatlerle evliya olan var mıdır? Elbette anne ve babanın çocuğun eğitim ve terbiyesindeki önemini göz ardı etmiyorum ancak bu kadar derin bir bilince sahip ebeveyne her yerde rastlanmıyor. Sevgili kardeşlerim, bunların yolu zikir yoludur. Bu yolda ilerlemiş bir mürşidin öğretileri doğrultusunda tasavvuf yolunda yavaş yavaş ilerlerler. Nefislerini tam olarak terbiye etmek için çeşitli uygulamalarda bulunurlar. Tasavvufta ilerlerken “Seyr-i Sülük ederken” nefislerini kontrol altına alırlar ve tüm kötü huylardan sakınırlar. Dünya tuzaklarla doludur. Dünya metaına olan özlem ve arzuların geçici ve aldatıcı olduğunun idrakine varmak için bu yolda durmadan ilerlerler. Allah’ın (c.c.) isimlerini kalplerinde ve dillerinde zikreden bu büyük insanlar, tasavvufta sey-rifillah, Seyri İlallah, Seyr-i Murad, Seyr-i Fil Eşya gibi farklı derecelerde ilerleyerek yükselirler. Bize tamamen kapalı olan manevi alemlerde gezintiye çıkarlar. Belirli sayıda Mürşidin verdiği zikirleri dil ve kalp ile tekrar ederek kalbi tüm karanlık noktalardan temizlemek mümkündür. Kalp temizlendikçe, insan bu yolda ilerledikçe ilerler. Varacağı son nokta yoktur. İlerleyiş dur durak bilmeden sürer. Her aşama ve her kademe öyle manevi lezzetler verir ki, kişi kendi iradesi dışında “vecd hali” denilen bir hale girer. Kendinden geçer. Tüm Allah(c.c.) dostlarının ilerlediği bu kademeler hakkında bir birileri ile istişareler yapmaları ve sıradan halkın bunlardan hiçbir şey anlamaması biraz dramatiktir. Fakat bu kitapta bu büyük zatların o çok kıymetli vecizelerinde ne anlatmak istediklerini daha açıklayıcı bir şekilde anladığım ölçüde anlatacağım. Öncesinde Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de geçen ve zikir ile ilgili olan şu ayeti kerimeleri hatırlatmak gerekiyor:
“…İyi biliniz ki kalpler, Allah’ın zikri ile itminana ve rahata kavuşur ”Rad-28
“Kullarım, Siz beni zikrederseniz, ben de sizi anarım” Bakara 152
Bu ayeti kerimeler, ne kadar açık ve net olarak zikrin önemini anlatıyor değil mi? Görüldüğü gibi kutsal kitabımızın okunması ve anlaşılmasının zor olduğunu düşünen kardeşlerimiz, bu konuda hata yapıyorlar. Kur’an okunmak ve anlaşılmak ve uygulanmak için gönderildi. O halde onu açıp okumak kalplerimizi nur ile doldurmak bu kadar kolay iken, bizleri bu icraattan alıkoyan nedir? Bizleri Kur’an’ın nurundan mahrum bırakan nedir? Bu konuda düşünmenizi tavsiye ediyorum.
Kalplerin nurla dolmasının tek yolu zikirdir
Zikir yapılarak kalpler kötü niyetlerden arındırılır. Hiçbir zaman bu nura erişmek için geç kalmış sayılmayız. Bütün kalbimizle Allah’ın (c.c.) yolunda ilerlemek isteyelim ve kutsal kitabımıza sımsıkı sarılalım. O’nun isimlerini zikredelim ve kalplerimizdeki enginliğin ne kadar sınırsız olduğunu görelim. Dünya metaına olan düşkünlük ve arzularımızla kirlettiğimiz kalplerimize zulmetmeyelim.
“…… Onlara biz zulmetmedik, bilakis onlar kendilerine zulmediyorlardı.” Nahl 118

 

 

tasavvuf, letaif nedir, letaifler nasıl açılır, zikir nedir, zikrin önemi, ayetler, sufizm, tasavvuf nedir

The following two tabs change content below.

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberleri, enerji haberleri, bilim ve teknik kişisel bloğu...

Latest posts by Enerji Mühendisliği (see all)

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberleri, enerji haberleri, bilim ve teknik kişisel bloğu...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.