Eğlence & Geyik

Ölümden Sonra Neler Olacak

Ölümden Sonra Neler Olacak

Merhaba sevgili okurlar,
Bu makalede ölüm nedir, ölüm sonrası, ölümden sonra, ölümden sonraki deneyimler, astral alem nedir, berzah nedir, kabir azabı, beden azap çeker mi? Ruh nedir, ruh nerededir, ölümden dönenler, ölüm deneyimi yaşayanlar ile ilgili bir makale paylaşmak istedim.

Bir çok insan ölüm sonrası deneyimleri merak ediyor. Ancak çok az insan bu deneyimi yaşayarak dünyaya geri döndü. Bu az sayıdaki insanların sıradan olanları bir tarafa; bu eylemi bilinçli olarak yapan uzak doğu ustaları var. Tibet’te de bu yolculuğu yapan insanlar var. Hatta bu yolculuğu kendi iradesi ile yapan zamanını seçen üstadlar var. Öyle de bu korkunç bir deneyim değil mi? diye sorabilirsiniz. Evet bize korkunç bir deneyim olduğu anlatıldı. İnsanlar, bildiklerinden değil, bilmediklerinden korkarlar ve ölüm sonrası yaşam insanların pek bildiği bir şey değildir. Bu yüzden korku normaldir. Ancak korkunun da bir gölge olduğunu idrak etmek gerekir.

Korku Bir Gölgedir

Korkunun üstüne gittiğinizde onun söndüğünü görürsünüz. O bizim varlığımızın bir parçası değildir. Sonradan bize yüklenen bir program gibidir korku… Ölüm korkusu da öyledir. Hatta ölüm korkusu korkuların en büyüğüdür. Diğer tüm korkuların ana kaynağıdır. İnsanlar dünyada belli bir zaman diliminde kalırlar ve ebedi hayata göç ederler. hintli bilgeler, dünyayı bir tren garına benzetirler. İnsanlar orada kendi trenlerini beklerler. Hiç kimse o garı, salonunu ve içindeki kanepeyi hatta televizyonu masayı içselleştirmezler ve sahiplenmezler. Çünkü gideceklerini bilirler. Tren geldiğinde gideceklerdir. Dünya da öyledir ama bu kez bekleme süresi bir ömür olduğu için dünyaya iyice yerleşiriz ve onu sahipleniriz. İnsanlar bir parça toprak için birbirlerini bile öldürür. Yeri gelmişken bir hikaye paylaşayım: Eski bir hikayedir ama insanın yanılgısını çok iyi anlattığı için daima zihnimde tazedir.

 

Açgözlülük Üzerine Bir Hikaye

Geçmiş zamanlardan birinde Rusya’da çar köylü halkı ziyaret etmiş. Mutlu bir gününde imiş ve oradaki insanlara ne dilediklerini sormuş. Hepsi de fakir günlük geçimini zor yapan insanlar olduklarından neyi çok istedikleri ortada imiş. Çar seçmiş birini ve ona demiş ki: bu gün bu arazide koşabildiğin kadar alan, senin malın olacak! Ne kadar çok koşabilirsen, kaç km koşabilirsen hepsini sana tahsis edeceğim!
Bunu duyan orta yaşlı adam, ceylanın çitadan kaçtığı gibi büyük bir heyecanlar koşmaya başlamış. Ancak bu adam, hiç durmaya niyetli değilmiş. Koşmuş ve durup dinlenmeden attığı her adım toprağın kendisine verileceğini bildiği için durmak istememiş. En sonunda adamın kalbi buna dayanamamış ve adam bilmem kaç km ötede ölüvermiş…

İnsan aç gözlüdür, dünyayı sahiplenir ölümü düşünmez. O akla sadece cenaze törenlerinde gelir ve insanlar oradan bir an önce kaçmak isterler. Bu karanlık alana girmek istemezler. ama hepimizin treni bir gün geleceği için insanın bu yolculuğa hazır olması gereklidir. Apar topar gitmek ve ne olduğunu anlamadan dünyayı terk etmek çok korkunç bir deneyim olduğundan insanların bu karanlık konuda deneyim demeyelim ama bilgi sahibi olması gerekir.

Dünyaya ait olan herşey dünyada kalır!

Dünyada yaşayan insanlar bu gerçeği duyarlar söylerler ama pek azı hakkıyla bilir. Dünyaya ait olan tek bir çöp tanesini bile götüremeyiz öte aleme… Öyle de öte aleme ne ile ve nasıl gideceğiz? Anadan üryan geldiğimiz gibi; anadan üryan bedenimize bir beyaz bez parçası saracaklar ve bizi toprağa gömecekler. Ne olduğunu bile anlamadan sonu olmayan bir yolculuğa çıkacağız. O yolculuğa çıkmak kesin bir kaderdir. Ancak hazırlıksız yakalanmak kesin bir kader değildir. İnsan farkındalığını arttırarak o yolculuğa hazırlanabilir. Bu konuda bize ışık olabilecek insan sayısı azdır. Bir çok din, ölüm üzerine bir şeyler verir ancak detaylı bir şekilde anlatmaz. İnsanlar da bunu öğrenmekten korkarlar ve çekinirler. Çünkü insan bilmediği şeyden korkar. Öte yandan tüm benliği egonun arzuları ile meşgul edilmektedir. Kendine zaman ayıramaz. Ayırabilenler çok azdır.

Kim gitti de geldi Öte Alemden…

Her insanın bizzat deneyimlemesi gereken ve deneyimlemeden idrak edemeyeceği şeyler vardır bunlardan biri de ölüm deneyimidir. Ölüm deneyimi yaşayan insanlar, feci kaza yapan insanlar, ameliyat olan bazı insanlar, maneviyatı çok güçlü olan aydınlanmış olarak tabir edilen insanlar… Onlar ölümü tatmış olduklarını söylüyorlar. Kimisi o deneyimin çok güzel bir deneyim olduğunu söyler, kimisi de o deneyimin çok korkunç olduğunu anlatır. Deneyimin çok güzel olması kişinin dünyadaki eylemleri duyugları düşünceleri ve yaptıkları ile ilgilidir. Kötü olması da aynı şekilde öyledir. Bir hadisten söz edilir: ” Ölmeden önce ölünüz” Bu çok derin bir cümledir. Ölmeden önce ölünüz cümlesi sizlere neyi ifade ediyor? Gidip bir mezarlıkta bir çukurda prova yapmak mı? Hayır bunu herkes yapamaz ve gerek de yok. Çünkü ölen şey; bedendir biz ise beden değiliz! Dolayısı ile ölüm geldiğinde, bedene gelir, ruh ise sonsuza kadar yaşar. İnsanlar o kadar çok bedenleri ile ilgili ki; varlıklarının beden olduğunu düşünüyorlar ve bedenin ihtiyaçları için dünyada fırtına estiriyorlar. Tüm enerjilerini bedeni rahat yaşatmak için kullanıyorlar. Ruhu şımartmak isteyen yok. Oysa asıl bu oyundaki baş rol bedenin değil ruhundur. Ruh bedeni bilinç alanında bir kukla olarak kullanır. Kendi amaçları vardır. Bu amaçlarının en kutsalı da ruhunu gerçek bir tekamüle erdirmektir. Eğer ruh bunu başaramazsa, dünyadaki görevi yerine getirmemiş olur. Bunu başarabilirse; ölüm ona korkunç gelmez. Bilakis dünyanın kendisi ve yönettiği beden; ona bir nevi hapis gibi gelir. O görevini başarı ile tamamladığında yani ruhu tekamüle erdirdiğinde; ölüm bir müjde bile olabilir.

 

Kişi ruhu nasıl Tekamüle Erdirir?

Asıl görevimiz, ruhumuzu tekamüle erdirmektir. Öyle de bunu ne ile yapacağız? Bunu dünya tiyatrosunda verilen rolü en iyi şekilde oynayarak ve daima bunun bir oyun olduğunun bilincinde olarak yapacağız. Bize verilen görev; kısmet edilen iş aş ev eş çocuklarla en iyi şekilde ilgileneceğiz ve işimizi en iyi şekilde yaparak insanlara daha fazla yardım etmek için fırsat kollayacağız. Bu tutum ve niyetin temizliği ruhu yükseltir. Dünya ve içindekiler, bunun için verilmiş araçlardan başka bir şey değildir. Bu araçları iyi kullanmak ise sorumluluğumuzdur. Dünyadaki görevimiz, iyi, insanlara yararlı bir insan olabilmek, bizi yaratana daima şükretmek ve O’ndan hoşnut olmaktır. Daima bedenimizle ve kalbimizle ona ibadet etmek; onun bizi her an gözetlediğinin farkında olarak ve imtihanda olduğumuzun farkındalığını bir saniye bile unutmadan sürekli zamanı ince eleyip sık dokuyarak hep iyi şeyler yapmaya harcamak bizi kurtarabilir.

Pekiyi daldan dala atladık da ölümden sonra ne olacak?

Ölüm geldiğinde, sadece buna hazır olanlar ve farkında olanlar; ve görevini ifa etmiş olanlar kurtuluşa adım atmanın sevincini yaşarlar. Ruh, beden işlevini kaybettiğinde, aynadaki yansıma misali , bedeni gözetlemeyi ve onu kullanmayı bırakır. Yani onu terk eder. Zira ruh bedenin içinde filan değildir. O başka bir boyuttan bedeni izleyen ve kullanan bir varlıktır. Ölümsüz ve mekansız bir varlıktır. Bedenin ihtiyaçları sadece bedeni ilgilendirir. dünyadaki sorunların hepsi sadece bedenlerin ihtiyaçları yüzünden karmaşık bir hal almıştır. Ruh , altınla borsa ile yüksek makama oturmakla ilgilenmez. O sadece görevi bitirip, önceki alanına dönmek ister. Ruh için ölmek yoktur. Bizim içimizdeki ” sonsuza kadar yaşama isteği” aslında bir nebze ruhun yansımasıdır. O isteğe zihnin egosu ve çirkin arzuları karışınca; iş berbat bir hal alıyor. Ego der ki; ben yaşayayım, tüm dünya feda olsun!” Bu çirkin ve bencil istek, varlığımızın derinliklerinden gelmiyor. Sadece bir programdan ibaret olan egodan geliyor. Ruh der ki; ben zaten ölümsüzüm. Bunun için telaşlanmama gerek yok! Ölüm, bana değil, benim kuklam, aracım olan bedene gelecek. O zaman ben de bu bedenle uğraşmayı bırakırım. önemli olan, bu bedenin ve rolün hakkını verebilmektir! Evet ruh tam olarak öyle düşünür.

 

 

Komşunu Sev!

 

Bir insan, kendini bilip tanımadan ve kendini gerçek manada ( bedenini değil, kendi özünü) sevmeden; nasıl komşuyu sevebilir? Dünyada kaç komşu gerçekten birbirini seviyor? O kadar da nasihat edilir, altı üstü çizilerek söylenir tembihlenir. İşe yarıyor mu? Hayır! Kimse komşusunu hakkıyla gerçek manada sevmiyor. Çünkü insanlar henüz kendilerini bile sevmiyorlar. Bir insanın kendini sevebilmesi için önce, kendi özüne inmesi ve kendini tanıması bilmesi gerekiyor. Bu da insanı bilge insan haline getirir. Kişi, kendine ERER. Çıkacağı en yüksek merhale yine kendisi olur. Bence bir insan bu idrake ermeden komşusunu sevemez. Ayrıca kendisini de sevemez. Onun sevebileceği sadece aynada gördüğü etten kemikten bir ölümlü bedenin yansıması olacaktır. O halde komşundan önce, kendini sev…

devamı gelecek…

ölüm nedir, ölüm sonrası, ölümden sonra, ölümden sonraki deneyimler, astral alem nedir, berzah nedir, kabir azabı, beden azap çeker mi? Ruh nedir, ruh nerededir,

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like