Sezginin Gücü 

Sezginin Gücü 

Zaman zaman, yalnız kaldığımızda kaynağını bilmediğimiz bir kaynaktan bize esintiler gelir. Bu esintiler ya da ilhamlar bizim sonsuza ait olduğumuzu fısıldar. Bazen bu fısıltılara kulak asarız bazen de asmayız. Hayattaki bütün mücadelemiz mutlak huzur ve mutluluğu bulmaya odaklıdır. Fakat sorun şu ki bunu nasıl elde edebileceğimizi bilemeyiz. Acaba mutluluk daha çok parada mıdır? Yoksa mutluluk daha çok makam ve mevkide midir? Belki de çok evlat sahibi olmanın verdiği güvendedir? Hayır bunların hiç birinde değildir. Mutlak mutluluk; zamana göre azalmayan ve eksilmeyen mutluluktur. Değişen dünyanın ve hayatın her an değişen sürprizleri ile dönüşen insanın; kalıcı olanı kalıcı olmayanda araması akıllıca değildir. Gelip geçici olanda kalıcı olan yer alamaz. Sürekli akan devasa bir nehirde, nehrin bizi nereye götüreceğini bilmeden ilerliyoruz. Plan program yapıyoruz ve küçücük varlığımızda koca sistemlere yön vermeye çalışıyoruz. Başarılı olabiliyor muyuz? Hayır. O halde bu çabamızın nedeni nedir?  İçeriden gelen dürtülerdir. Bizi hep arayışa iten ve köşeye çekilen o güdülerin hepsi ölümsüz ve mekansız olan “Ruh” gücünden geliyor. Ruh, özüne dönmek istiyor. Burada geçici bir oyunda olduğunu bilecek kadar bilgedir. Bu oyunu seyretmeye bir son vermek istiyor. Bir an önce görevini yerine getirmek istiyor. Biz ise onu anlayamıyoruz ve bedenimiz üzerinde çalışmaya başlıyoruz. Tüm kaygılarımız bedenimizin kaygılarıdır. Biz de bunlarla özdeşleşiyoruz. Sonra zevkle beraber acı, sevgi ile beraber nefret, aydınlıkla beraber karanlık hayatımızın tüm safhalarında bizi sürüklemeye başlıyor. Ölüm gelinceye kadar bu akış devam ediyor. Akış bittiğinde ölüm geliyor ve ruh çekiliyor. Ermişler sade dilleri ile bu gerçeği bize yazıyorlar ve anlatıyorlar. Çok azımız hakkıyla, söylenenleri algılıyor. Fakat bu da yeterli olmuyor çünkü bize bizzat deneyim lazımdır. Yani bir söz işitmek ile bir olayı bizzat deneyimlemek çok farklı şeylerdir. Ermişler, sade dilleri ile bizi bu deneyimleri yaşamaya sevk ediyorlar. Bunu bazen direkt olarak anlatıyorlar bazen hikayelerle süslüyorlar. Fakat herkes sadece alabileceği kadarını alır.

“Ölümden ne korkarsın, Korkma! Ebedi varsın!”/ Yunus Emre

İnsan, kendisinin beden olmadığını, aslında ruh olduğunu idrak ettiğinde, onun ölümsüz olduğunu da idrak eder. Beden bir gömlektir ve belli bir ömrü vardır. Sonra o gömlek zamanın yıpratıcı gücü karşısında fazla dayanamayıp çürüyecektir. Oysa ruh sonsuza kadar vardır. O sonsuzluğa aittir.

Benim Sırrım değildir Feryadımdan Uzak

Herkeste yoktur onu anlayacak göz ve kulak”  Mevlana

Mevlana’yı anlamak için mesnevi eserini okumaktan ziyade, Şems ile tanışmasını ve birlikte geçirdikleri manevi alemlerdeki seyirlerini, Şems Tebrizi’nin gösterdiği kerametleri okumak gerekiyor. Bundan sonra Mesnevi daha iyi anlaşılabilir. Yani ilk okul okumadan nasıl ki üniversiteye gidilemiyorsa, Şems Tebrizi anlaşılmadan Mesnevi anlaşılmaz.

Şems Tebrizi, insandaki çok büyük bir yetenekten söz eder. Aşık olma kabiliyeti ile diğer tüm mahlukatlardan ayrıldığının altını çizer. Aşık olmak şeytana nasip edilmemiş bir cevherdir der. Aşık olmak, ilahi aşkla sarhoş olmak sadece insana bahşedilen bir güçtür ve en etkili güçtür. Şemsin kitabında zaman kavramı ikiye ayrılır; aşık olma zamanı ve ölmek zamanı… Bunların dışındaki diğer tüm zamanların bir değeri sanki yok gibidir.

Duanın Gücünü Hafife Almayın

Gerçeğin bilgisine ulaşmak için tek bir yol vardır. Dış dünyanın karmaşasından ve birbirine karışan tezatlarından fitne ve fesatlardan uzaklaşmak ve ellerini arşa açmak gerekir. Tüm hücrelerimizle Allah’a yalvararak ve O’nun “El –Alim” ismi şerifini her gün zikrederek, içimizde gizli ve saklı olan ve tüm bilgileri özünde içeren esas kaynağa ulaşmayı bizlere nasip etmesi için göz yaşlarımızla gökleri bezdirircesine dua etmek bize gerçeğin kapısını açabilir. Dualarda ısrar ederek ve hiç vazgeçmeden bu duayı her gün yapanlar Yüce Rabbimizin bu elleri boş çevirmeyeceğini görecekler. Allah (c.c) biz aciz kullarına zulmetmez. Onların doğru yola girmelerini ister. Dünya hayatı tamamen bir oyunun sahnelendiği bir oyun alanından ibarettir. Oyundaki renkliliğe ve çeşitliliğe, göz kamaştırıcı, oyalayıcı ve büyüleyici sahte güzelliğine aldanmadan imtihanı başarılı bir şekilde verip, esas yuvamız olan sonsuz hayata kucak açmamız bekleniyor. Hayatın iç yüzü budur. İnsan ruh olarak ölümsüzdür, beden olarak ölümlüdür. Ruh olarak özüne varması esas amacıdır fakat bedene takılı kalması onun yanılgısıdır. Bedenimiz ruhumuzun bu oyunda kullandığı bir figüründen başka bir şey değildir. Fakat beden kendisine verilen ömrü tükettiğinde çürüyüp toprağa karışacaktır. Ruh ise bu aracı kullanma yetisini kaybedecektir. Tüm sorumluluk ruha yüklenmiştir. Eğer ruh kendini bedeni ile özdeşleştirirse-seçim onundur- acı çekmesi kaçınılmaz olur. Ölümden tir tir korkar. Hayat ona bir kabus gibi gelir. İçindeki ölümsüzlük dürtüsünü avutmak için mala mülke boğulmak yolunu seçebilir ve bunun için var gücü ile dünya için çalışmaya başlar.  Fakat kazanımları yersizdir. Değersizdir. Mutlak kalıcı değildir. Eğer ruh kendi özünün gerektirdiği gibi davranırsa ve bedeni Allah’a ibadete iyiliğe hayra yönlendirirse –yine seçim onundur- bu kez kendisinden bekleneni yapmış olur.

Ruh Nerededir?

Bazı düşünce akımları ruhun bedenin içinde olduğunu savunur. Bedeni açıp baktığınızda orada et kemik ve kandan başka bir şey görmezsiniz. Ruh bedenin içinde değildir. Fakat bedenin tüm fiilleri ruha bir ayna misali bilinç alanı içerisinde akıl tarafından yansıtılmaktadır. Bedenin faaliyetlerini kontrol eden akıl adı verilen güç, ruha hesap verir. Bilinç akıl  ve ruh bedenden ayrı güçlerdir. Ölüm gerçekleştiğinde bilinç de gitmesi gereken yere bir hesap defteri olarak taşınacaktır. Ruh ise bu hesaplara göre ya daha yükseklere taşınacaktır ya da daha aşağılara çekilecektir. Madde kainatının dışında olan ruh, tüm kainatın bağlı olduğu zaman ve mekan gibi mefhumlara bağımlı değildir.  “Ruh Nerededir?” diye sormak, ruhu madde alemine çekmeye çalışmaktır ki boyutlar arasında bu geçişe izin yoktur.

Bir insana ölümsüz olduğunu söylerken aslında onun bağlı olduğu ruhun ölümsüz olduğu söylenir. İnsan da bedeninin ölümsüz olduğu gibi bir afallama içine girer.  Hatta milyonlarca dolar para ödeyerek bedenini donduran ve 100 yıl sonra uyanmak üzere uyutulmak istenen insanlar yok mudur? Bu insanların özlemi sonsuz hayat değil midir?  Oysa tüm bu çabalar boşunadır. Beden ölümsüz değildir, doğan bir şey ölmek zorundadır. Beden de ölümlüdür. Ruhun “beden aracı”ndan çekilmesi ile beden işlevini kaybeder. Yahut tam tersi de doğrudur. Bedenin işlevini yitirmesi ile “ruh” bedenle işi kalmadığı için çekilir. Ama o bedeni yönetmekten ve onun üzerinde tasarruf yapmaktan çekilir, o kadar. Ölümsüz olma dürtümüz yanlış değildir, yanlış olan şey, bedenle özdeşleşmemiz ve bedenin ölümsüz olmasını arzu etmemizdir.

“Bir insana kendini bul, ölümsüzlüğü de bulacaksın!” denildiği zaman her şeyi arka planda izleyen esas özü olan “ruh” bilgisine ulaşması istenir. Bu ulaşım, kitap okumakla olmaz. Ya da film seyretmekle olmaz. Veya bir üniversiteye gitmekle de olmaz. Tamamen insanın kendi içine yönelişi kendi kendisi ile çetin bir sorguya girmesi ile olur. Veya diğer bir yol olarak gerçeğin bilgisine ulaşmış olan ermişlerin feyizlerinden ve onların gösterecekleri yollardan ilerlemek daha hızlı sonuçlar verebilir.

Ermişlerin ve bilgelerin ortak paydası

Yeryüzünde ermiş ve aydınlanmış bir çok insanın hayat hikayelerini incelediğinizde, yaşayışlarında bir ortak payda bulmanız zordur. Kimisi tüm hayatı boyunca bir köyde yaşamını sürdürmüştür, kimisi miras olarak büyük bir maddi zenginlikle hayata başlamıştır. Kimisi eline tek bir kitap bile almamıştır. Kimisi ise binlerce kitap yalayıp yuttuktan sonra arayışlarına son vermiş ve birden lütuf kapıları açılıvermiştir. Fakat bunların ortak yönlerinin “arayış” olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu kimseler daima “gerçeği arayış” peşinde olmuşlardır. Tüm samimiyetleri ile yılmadan ve vazgeçmeden dil ile ve dilsiz olarak arayışlarını sürdürmüşlerdir. Hindistanlı ünlü bilgelerden biri olan Nisargadatta Maharaji insanın “ben kimim?” sorusu yerine, “Ben kim değilim?” sorusunun cevabını aramasının onu gerçeğe daha çok yakınlaştıracağını söyler. Bu da güzel bir yaklaşımdır.  Ben kimim ya da ne değilim diye soran bir insan, zamanla, esas özünün takındığı “kişilik” olmadığını anlayacaktır. Çünkü insan her gün olaylara göre değişmektedir. Kimse sabit bir karakterde ve düşüncede kalamaz. O halde kişilik “Ben”in bir parçası değildir. Beden her gün yaşlanmaya ve çürümeye doğru ilerliyor. Fakat “Ruh” hiçbir zaman yaşlanmıyor. O halde “Ben” beden olamaz. Sürekli olarak düşünceler yargılar yaklaşımlar değişim geçiriyor. O halde “Ben” düşünce olamaz. Burada “Ben” diye tabir ettiğimiz şey “Ruh” ile aynı anlamdadır. Zaman zaman “Öz Ben”, “Birr”, “Ben” kavramlarını kullanırken tüm bu kavramların “Ruh” olduğunu hatırlamak gerekir.

 

Ruh dediğimiz varlık, bedenin içinde değil ama bedenden ve onu yöneten bilinç alanından ve akıldan sorumlu olan varlıktır. Doğası gereği madde dünyasına sızamaz ve tasarrufta bulunamaz. Bu karmaşık konunun net olarak anlaşılması çok önem arz ediyor. Birçok kitapta bu kavrama açıklık getirilmiyor ya da getirilemiyor.

 

Ölünce Ne Oluyor

Kişi bedenini terk ettiğinde yani “Ruh” bedenden ve bilincin yansıttığı olayları izlediği aynadan çekildiğinde ruh için muhasebe başlar. Dünyada iken kendisine bir beden verilmiştir. Kendisi de tekamül için bu bedeni bir ömür süresince yönetmiştir ve izlemiştir. Bu yaşam süresince, sadece bedenin arzularını gidermek için zaman harcayan yani boşa kürek çeken ruhlar bunun ağır sorumluluğunu da taşıyacaktır. Fakat bedenin ihtiyaçlarını ve arzularını dizginleyen ve kontrolü ele alan “Ruh” bu dünyada ibadete iyiliğe hayırseverliğe merhametli olmaya ve yardımlaşmaya doğru bedeni koşturduysa, işte o zaman amacına ulaşmış demektir. İmtihanı geçmiş demektir. Tabi tüm bu yazılanlar dünyada gelmiş geçmiş bilge insanların bu alanda yaptığı konuşmalar yazdıkları kitaplar okunarak sezgi yoluyla elde edilen bir takım bilgiler olup kesin bilgiler değildir.

 

 

ruh, sezgi, metafizik, ölüm, ruh nerede, ruh nereye gider

The following two tabs change content below.

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberlerinin yayınlandığı platform...

Latest posts by Enerji Mühendisliği (see all)

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberlerinin yayınlandığı platform...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.