Şimdi Ruhumuzu arıyoruz!

Şimdi Ruhumuzu arıyoruz!

Mekan olarak bir yeri var mıdır? Ruh mekan ve zaman engeline bağımlı değildir. Bu engellere bağımlı olan, bizim bedenimizdir. Bizim yanılgımız ve acımızın en büyük kaynağı  “ruh” ve beden birdir şeklinde düşünmemizdir. Farklı boyutlarla karşı karşıyayız. Ruh madde aleminde olmayan, kainatın fiziksel boyutu dışında olan esas varlığımızdır. Bedeni kontrol eden ona işler yaptıran güç ise akıldır. Akıl, bilinç alanı denilen alanda beden üzerinde tasarruflarda bulunan bir nevi programdır. Tüm raporlarını Ruh varlığına iletir. Eğer Ruh, zihni serbest bırakırsa, bu program bedeni korumak üzere çok çeşitli tasarruflarda bulunacaktır. Onu kontrol etmek için Ruhun işleri eline alması gerekiyor. Ruhumuz maddi alemde değildir. Bedenimizle işi bittiğinde, kendi boyutuna tamamen çekilir. Beden ise çürümeye başlar. İnsan, tüm varlığını bedene odakladığı için, bedenin ölümünden çok korkar. Kendisini beden olarak gördüğü sürece bu korku onun kabusu olmaya devam edecektir. Esasında insan, gerçek varlığının ruh olduğunu kavramak zorundadır ve eğer bunu başarırsa birden bire bu ölüm korkusu yok oluverir.

Fakat insanlar çoğu zaman ve genellikle öz varlıklarından habersiz yaşarlar. Hareketlerini otomatik olarak yaparlar.  Zihinlerinin at koşturmasına izin verirler. Kendilerine doğuştan beri yüklenen programlara göre hareket ederler. Bedenin ihtiyaçlarını, kendi ruhlarının ihtiyaçları olarak görürler ve bunları karşılamak için var güçleri ile yeryüzünde tasarrufta bulunurlar. Hiç bedenin yok olacağını düşünmeden, sadece onun için çalışırlar. Bedenlerin yemek içmek üremek barınmak korunmak gibi ihtiyaçları vardır. Ruh varlığı, bedenle özdeşleşirse, tüm enerjisini bedenin ihtiyaçlarını karşılamaya harcar. Oyuna dalar ve esas görevini unutur. Sonra beden onun elinden alınır ve oyun biter. Ruh ise tam o anda tam bir uyanış içine girer. Fakat imtihan bitmiş, sınav kağıtları ve kalemler alınmıştır. Yaşam imtihanı tam bir fiyasko ile sonuçlanmıştır. Konumuza dönelim;

 

 

 

 

Demek ki 4 farklı kavram ortaya çıkmış oluyor.

  • Beden
  • Bilinç
  • Ruh
  • Akıl veya zihin

En dıştaki kaplamamız veya kaportamız bedeni temsil ediyor. Beden fiziksel boyuta mahkum ve onun yasalarına bağımlıdır. Akıl ise bedeni kontrol ediyor ve sonradan bir program olarak aile çevre toplum katkıları ile gelişiyor. Akıl, bilinç alanında faaliyetlerini sürdürüyor. Direktiflerini bedene vererek fiziksel alemde tasarrufta bulunmasını sağlıyor ve tüm eylemleri adeta aynada gösterir gibi ruha gösteriyor. Eylemlerden esas sorumlu olan, yönetici konumundaki varlık Ruhtur. Buraya kadar anlattıklarımızdan bedenin ruhtan ayrı bir varlık olduğunun farkındalığının tam olarak kazanılmış olması gerekiyor. Şimdi zeka ve sezgi kavramlarına hafiften dokunalım. Zeka dediğimiz güç, zihinden mantık ve akıldan bağımsız bir güçtür ve beslendiği kaynak özümüz dediğimiz ana kaynaktır. Bazen mantıkla ve akılla aylarca bir sorunun çözümü üzerine odaklandığınız halde, hiçbir çözüm yolu gelmez. Ancak birden bire bir ışık parlaması olur ve çözüm birden zihin ekranınıza belirir. Hem de çok canlı olarak… Pekiyi iyi de değişen neydi? Şimdiye kadar neden zeka, parıltısını göstermedi de aylarca uğraşma sonucu çözüm şimdi gelebildi? İnsan çaresiz hissettiği zamanlarda en çaresiz hissettiği noktada sezgi kapılarını açar ve zeka oradan kalbinize fısıldamaya başlar. Çözüm size sunulur. Evrende gelmiş geçmiş tüm soruların ve sorunların depolandığı bir kaynak vardır. İnsan algılarını açtığı ölçüde ve sezgilerine kulak verebildiği ölçüde bu kaynaktan yararlanabilir.

 

 

Ruhun Görevi

 

 

Ruhun ya da başka kaynakların “öz ben”, “Ben” diye tabir ettiği gerçek özümüzün kemale ermesi için bu dünya hayatında üstlendiği rolü ile, kendisine verilmiş imkanları kullanarak bu imkanları en iyi şekilde kullanması gerekiyor.  Kemale ermek asıl nihai görevimizdir. Ruhumuz kemale ermek zorundadır. Bu imtihan alanında çeşitli tasarruflarda bulunmak üzere, bedeni kullanan ruh, onu en verimli şekilde ve en iyi olana hizmet için kullanarak kemale erebilir. Ruhun,  Allah’a ibadet etmek, yeryüzünde iyilik ve hayır için çalışmak, sürekli şükür halinde olmak gibi görevleri vardır. Ruh,  ibadet, şükür ve hizmet ettikçe ilerleyecektir. İlerleyişin nihai noktası; geldiği esas kaynağa dönüşü olacaktır. O mutlak huzurun ölümsüzlüğün saadetin olduğu kaynaktan geldi ve oraya dönmesi için bir takım görevleri yerine getirmesi gerekiyor. İyilik merhamet yardımlaşma sevgi gibi yüksek duygularla insanların işini kolaylaştırmak insanlara yardımcı olmak, insanlara ve diğer canlılara merhamet etmek ve kendi imkanları çerçevesinde insanların huzuru için çalışmak, sürekli olarak ve hayat oyunu ne getirirse getirsin, sistemin gerçek ve tek sahibi olan Allah’a (c.c.) şükretmek, ibadet etmek gibi görevleri vardır…

Neden iyilik merhamet yardımlaşma ile kendimi yorayım diye düşünenler olabilir. Dışarıdan dayatılan din ahlak kurallarından çok fazla etkilenmeyen belki de yeterince iyilik yapmanın gerçek doğamız olduğunu iyi bilmeyen insanlara şöyle açıklayalım. Birisine zarar verdiğinizde, bu sizi huzursuz eder. İçten içe sıkıntı hissedersiniz. Bir şeylerin ters gittiğini sezersiniz. Ruh, bunu sezer ve bundan rahatsız olur. Zarar verme aşamasında ruhun pasif davranması ile akıl –zihin beden mekanizması her şeyi olup bittiye getirir ve kötülük işler. Hemen sonrasında vicdanının sesini hala duyabilen insanlarda büyük pişmanlıklar ve kendini affettirme çabaları ortaya çıkar.

Normal bir insan için, iyilik merhamet sevgi yardımlaşma gibi kavramlar, insanın gerçek doğasından gelir ve bu eylemlerde bulunan kişi içsel bir rahatlık içindedir. Bu içsel kaynak ileride daha da açıklanacaktır.  Bu kavramların tersi olan kötülük zulüm bencillik ve türevleri gibi varlığımıza ait olmayan şeytani duygularla hareket ederek yeryüzünde kötülük yaptığımızda bundan pişmanlık duyarız. Huzursuzluk hissederiz. Oysa huzur tüm bu oyundaki tek amacımızdır. Keşke yapmasaydım deriz. Bu neyi gösterir? Bu durum negatif eylemlerin ve düşüncelerin, özümüzden gelmediğini gösterir. Onlar bize ait değiller.  Siz hiç iyilik yaptığınız zaman pişmanlık duydunuz mu? Ego işe karışmadığı zaman asla kimse iyilikten pişmanlık duymaz. Ancak kötülük yapan bir insan bundan pişmanlık duyar.

 

 

“Bilge Olmak İstiyorum”/ isimli Kitabımdan alıntıdır.

The following two tabs change content below.

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberleri, enerji haberleri, bilim ve teknik kişisel bloğu...

Latest posts by Enerji Mühendisliği (see all)

Enerji Mühendisliği

Güncel Teknoloji haberleri, enerji haberleri, bilim ve teknik kişisel bloğu...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.